Orta Doğu'da sıradan bir gün 3: Karakulak ve Roels evleri de yıkıldı

- Orta Doğu'da sıradan bir gün 3: Karakulak ve Roels evleri de yıkıldı  -

Eski Buca'yı bir turizm kentine dönüştürmeye yönelik projeler zaman zaman gündeme geledursun, tarihi evler yavaş yavaş yok olmaya devam ediyor. Yapım tarihi 20. yüzyılın başına dayanan Erdem Caddesi üzerindeki Karakulak Evi ile Buca'nın Menderes Caddesi üzerinde bulunan simge evlerinden Roels Evi de betonlaşmaya yenik düştü. İki ev de tamamen yıkılırken, arsaları üzerinde yeni bina inşaatlarına başlandı.

- Simge ev korunabilirdi -

Buca'nın Menderes Caddesi üzerindeki simge yapılarından biri olan ve halk arasında ''Üçgen Ev'' olarak bilinen Roels Evi, 1958 yılında Belçika asıllı olan ama nesillerdir Türkiye'de ikamet eden Roels ailesi tarafından yaptırılmıştı. Mimari olarak, anavatanları Flandre'ye özgü Flaman tarzı bir mimari tercih etmişlerdi. O dönemde Buca'nın dışı denilebilecek ''İhtiyari Durak'' mevkiinde yeni yeni evler inşa eden Avrupalı aileler kervanına onlar da katılmıştı. Filipucci, Sponza, Micaleff ve Corsini ailelerinin evleri de bu bölgedeydi. Bu evlerden günümüze sadece Sponza ve Filipucci evleri kaldı.

Farklı mimari tarzıyla Buca halkının dikkatini çeken Roels Evi, ana cadde üzerinde yer alması nedeniyle ilçenin en bilinen yapılarından biri haline gelmişti. Uzun bir süredir kafe olarak kullanılıyordu. Her ne kadar bu süreçte özgün niteliğini kısmen yitirmiş olsa da, yaşatılabilecek bir durumdaydı. Roels Evi sit alanı içerisinde değildi ancak böyle simge bir yapı yine de korunabilirdi. Ancak yapı için böyle bir yol tercih edilmedi.

Roels Evi'nin yerinde artık yeller esiyor

Sit alanı konusunda soru işaretleri -

Buca'da yakın zamanda yıkılan diğer bir evin ise yapım tarihi çok daha eskiye dayanıyor. Osmanlı Döneminde inşa edilen, Karakulak ailesinin 1935 yılında Richichi ailesinden devraldığı ve 2006 yılına kadar oturduğu Erdem Caddesi üzerindeki tarihi ev, 2024 yılında yıkılmıştı. Ancak uzun bir süre ev ve evin arka bahçesi olan arazi üzerinde bir çalışma söz konusu değildi. 2025'in ikinci yarısında ise arazi üzerine konut yapılması için çalışmalara başlandı. Alınan bilgilere göre arazi üzerine birden fazla konut yapılacak.

2006 yılında mülkü devlete geçen tarihi binanın, İzmir Büyükşehir Belediyesine ait 2010 tarihli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı Revizyonuna göre 79 numaralı adadaki 4 numaralı parsel üzerinde yer aldığı görülüyor. Bu planda açık şekilde sit alanı sınırları içerisinde göründüğü halde, hangi gerekçeye dayanarak yıkıldığı ve yerine konut inşaatına başlandığına yönelik kamuoyuna yansıyan bir açıklama bulunmuyor.

Bu noktada şu soru kaçınılmaz olarak gündeme geliyor: Hadi diyelim ki yapı sit alanı sınırları içerisinde değildi ya da sonradan bu statüden çıkarıldı; buna rağmen en az bir asırlık geçmişe sahip olduğu açık olan ve sit alanı içerisinde yer alan tarihi bir mahallede bulunan bu yapı, neden aynı çevredeki ve benzer nitelikteki yapılar gibi zamanında koruma kapsamına alınmadı?

Ayrıca bakınız: Antuan 'Toto' Karakulak ile söyleşi

Karakulak Evi'nin yerinde de artık yeller esiyor

İzmir Büyükşehir Belediyesine ait 2010 tarihli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı Revizyonuna göre Karakulak Evi'nin arazisi açıkça sit alanı içerisinde gözüküyor (kırmızı beyaz çizgili dikdörtgen içerisinde)

- Buca’nın turizm potansiyeli ve koruma sorunu -

Buca, sahip olduğu tarihi yapı stoğu, çok kültürlü geçmişi ve özgün mimarisiyle önemli bir turizm potansiyeline sahip bir ilçe olarak öne çıkıyor. Ancak son yıllarda yaşanan yıkımlar, bu potansiyelin nasıl değerlendirileceği ve tarihi yapıların nasıl korunacağı konusundaki belirsizlikleri gündeme getiriyor. Tarihi yapıların korunması, kent estetiği ve kültürel miras açısından temel bir unsur olarak görülürken, uygulamada yaşanan sorunlar Buca’nın geleceğine dair farklı senaryoları da beraberinde getiriyor. İlçenin, tarihi kimliğini öne çıkaran bir turizm yaklaşımı mı yoksa yoğun yapılaşmanın belirleyici olduğu bir kentleşme modeli mi benimseyeceği sorusu, yaşanan gelişmelerle birlikte kamuoyunda daha sık dile getirilmeye başlanıyor.

1952 yılında Candlesticks dergisinde Buca ile ilgili bir yazı kaleme alan ilçenin son Anglo-Levantenlerinden Bayan Hilda Voltera Barff, Buca’nın bütünüyle tarımsal bir yerleşim olarak kalmasının “belki de daha hayırlı olacağını” belirtirken, aksi halde ilçenin “kasvetli bir Batılılaşma”ya sürüklenebileceği uyarısında bulunuyordu. Bu değerlendirme, yetmiş dört yıl önce de Buca’nın geleceğine ilişkin benzer kaygıların dile getirildiğini gösteriyor. Günümüzde tarihi yapıların korunamadığı, yerel dokunun giderek zayıfladığı ve modernleşme ile kentsel dönüşüm süreçlerinin yoğun yapılaşmayı beraberinde getirdiği bir tablo ortaya çıkarken, Buca’nın nasıl bir kent kimliğiyle yoluna devam edeceği sorusu halk arasında yeniden gündeme geliyor.



Kaynak: atalarimizintopraklari.com